-
ESRA GÜLMEZOĞLU KANDEMİR
Tarih: 01-03-2026 22:08:00
Güncelleme: 01-03-2026 22:08:00
Eskiden çocuk olmak biraz toz demekti. Üstü başı kirlenmek, dizini kanatmak, akşam ezanına kadar sokakta saklambaç oynamak demekti. Şimdi çocuk olmak ise daha temiz, daha güvenli, daha planlı… ama biraz da daha yalnız gibi.
Bizim çocukluğumuzda kapı önleri vardı. Mahalle vardı. Topumuz patladığında oyunumuz bitmezdi; kale taşlarını yeniden dizer, oyuna devam ederdik. Şimdi çocukların oyunları bitmiyor belki ama şarjları bitiyor. Sokakların yerini ekranlar aldı; arkadaş seslerinin yerini bildirim sesleri.
Eskiden canımız sıkıldığında dışarı çıkardık. Şimdi can sıkıntısı bir uygulamayla bastırılıyor. Oysa can sıkıntısı hayal gücünün kapısını aralardı. Bir sopa at olurdu, bir karton kutu ev olurdu. Şimdi oyuncaklar daha pahalı, seçenekler daha fazla ama hayal kurmak için boşluk daha az.
Elbette her şey kötü değil. Bugünün çocukları bilgiye daha hızlı ulaşıyor. Dünyayı daha erken tanıyor. Yabancı dil öğreniyor, teknoloji kullanıyor, kendini ifade etme konusunda daha cesur. Ama yine de bir şey eksik gibi: Kendiliğindenlik. Plansızlık. Mahalle arasında kaybolma özgürlüğü.
Eskiden anneler balkonlardan seslenirdi; şimdi mesaj atıyorlar. Eskiden arkadaş kapıya gelirdi; şimdi çevrim içi oluyor. İletişim arttı ama temas azaldı. Kalabalıklar büyüdü ama oyunlar küçüldü.
Belki mesele “eskiden daha iyiydi” demek değil. Her çağ kendi çocukluğunu üretir. Ama sormamız gereken bir soru var: Çocuklar gerçekten çocuk gibi yaşayabiliyor mu? Yoksa biz onları erkenden büyütüyor muyuz?
Çocukluk bir geçiş dönemi değil, bir temel dönemdir. O temel ne kadar sağlam atılırsa, büyüyen insan da o kadar güçlü olur.
Belki tozlu dizleri geri getiremeyiz. Ama çocuklara biraz daha sokak, biraz daha hayal, biraz daha gerçek kahkaha bırakabiliriz.
Çünkü çocukluk bir çağ değildir sadece.
Bir insanın en saf hâlidir.