-
TÜRKAN GÖKGÜL
Tarih: 04-02-2026 12:09:00
Güncelleme: 04-02-2026 12:09:00
Zorbalık çoğu zaman yüksek sesle gelmez. Ne bir sireni vardır ne de dikkat çeken bir tabelası. Bazen bir okul koridorunda fısıltı halinde, bazen bir iş yerinde görmezden gelinen bir bakışta, bazen de sosyal medyada atılan “şaka amaçlı” bir yorumda saklanır. Ama etkisi, sandığımızdan çok daha gürültülüdür.
Zorbalık yalnızca fiziksel şiddet değildir. Alay etmek, dışlamak, küçümsemek, tehdit etmek, yok saymak… Tüm bunlar zorbalığın farklı yüzleridir. Ve en tehlikelisi de şudur: Zorbalık, zamanla normalleşir. “Çocuklar arasında olur”, “Takılma, şaka yapıyorlar”, “Buna da alınma artık” cümleleriyle üzeri örtülür. Oysa örtülen her olay, bir başkasının hayatında derin bir iz bırakır.
Özellikle çocuklar ve gençler için zorbalık, sadece o anı değil, geleceği de şekillendirir. Kendine güvenini kaybeden bir çocuk, hayallerini de sessizce rafa kaldırabilir. Yetişkinlikte taşınan birçok korkunun, kaygının ve değersizlik hissinin temelinde, zamanında ciddiye alınmamış bir zorbalık deneyimi yatar.
Dijital çağda zorbalık artık okul bahçeleriyle sınırlı değil. Siber zorbalık, 7/24 peşimizi bırakmayan bir tehdide dönüşmüş durumda. Telefonu kapatmak, ekranı karartmak yetmiyor; çünkü söylenen sözler insanın zihninde yankılanmaya devam ediyor.
Peki ne yapmalıyız?
Öncelikle susmamalıyız. Zorbalık, sessizlikten beslenir. Tanık olanlar konuşmalı, mağdur olanlar yalnız olmadığını bilmeli. Aileler, öğretmenler, yöneticiler “aman büyütmeyelim” demek yerine “seni duyuyorum” demeyi öğrenmeli.
Unutmayalım: Zorbalık bir karakter özelliği değil, bir davranıştır. Ve her davranış değiştirilebilir. Empatiyle, eğitimle ve kararlılıkla.
Belki bugün bir köşe yazısı, yarın bir kişinin cesaret bulmasına vesile olur. Belki de tam şu anda, birinin sessiz çığlığına kulak vermemiz gerekiyordur.